Scholz’a ağır darbe

author

GÜRSEL KÖKSAL

2022.04.08 04:00

Sosyal demokratlar, Yeşiller ve Liberallerden oluşan ‘trafik lambası’ birliği kısmi aşı zorunluluğunu öngören tasarının Federal Meclis’te reddedilmesiyle büyük bir fiyaskoyla yüz yüze kaldı. Fiyasko aşırı sağcı AfD için büyük bir zafer oldu.

DÜNYA 08.04.2022 04:00

Scholz’a ağır darbe

Abone Ol google-news

Almanya’da hükümet, koronavirüs salgınıyla mücadelede kısmi aşı zorunluluğunu öngören yasa tasarısının Federal Meclis’te reddedilmesiyle büyük bir fiyaskoyla yüz yüze kaldı.

Olaf Scholz liderliğindeki hükümeti oluşturan sosyal demokrat, yeşil ve liberal partiler arasında aylarca devam eden pazarlıklar kararı ortaya çıkan uzlaşma tasarısının, meclisteki kendi çoğunluğunu bile arkasına alamamış olması, koalisyonun istikrarı ve geleceği açısından kuşkuları güçlendiriyor. Çok sayıda liberal milletvekilinin açıktan karşı çıkmış olduğu tasarıya, birtakım sosyal demokrat ve yeşil milletvekilleri de hayır oyu vermiş olabilir.

Zorunlu aşı gelecek günlerde tekrar gündeme gelebilir. Çünkü tasarıya hayır oyu veren ana karşıcılık grubunu oluşturan Hıristiyan birlik partilerinin (CDU-CSU) büyük çoğunluğu mecburi aşıdan yana. Bu nedenle hükümetinin önümüzdeki dönemde merkez sağ muhalefetle uzlaşmaya çalışabileceğine işaret ediliyor.

Mecliste reddedilen tasarı, yaşı 60 ve üstündeki her insana aşı zorunluğu getiriyordu. Önümüzdeki ekim ayında başlaması öngörülen bu zorunluğa uymayanlara yönelik yaptırım para cezasıydı. Nüfusun en büyük bölümünü oluşturan 18-60 yaş grubunun durumu ise salgının önümüzdeki gelişimine göre kararlaştırılacak ve ileride gerek görülürse bu kitleye de mecburi aşı uygulaması gündeme getirilecekti. Meclis dün meydana gelen oturumunda bu mevzuyla karşıcılık partilerinin gündeme getirmiş olduğu yasa tasarılarını da reddetti.

Almanya’da resmi istatistiklere göre önceki gün istila sebebiyle 328 şahıs hayatını yitirdi. Pandemiisi başından beri ölenlerin sayısı böylelikle 131 bini aşmış buluyor. Günlük olay sayısı ise 200 binin üstünde. Diğer taraftan hastanelerin yoğun bakım servislerinde korona sebebiyle tedavi gören ağır hastaların sayısı düşüyor. Bu durumun virüsün omikron varyantının yol açtığı hastalığın öncekilere göre daha hafifçe geçirilmesinden kaynaklandığı tahmin ediliyor. Uzmanlar bunun halkın yüzde 75’inin (bu payı kifayetsiz de bulsalar) tam aşılı bulunmasına bağlıyor. Tabii aşı karşıtlarının bununla alakalı açıklaması ise tamamiyle farklı. Onlar başından beri virüsün esasen iddia edilmiş olduğu gibi tehlikeli olmadığını savunuyor, bundan dolayı yaşanmış olan durumu oldukça tabii bir sonuçta görüyorlar.

‘SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI’

Hükümet, salgının ilerleyişinin yavaşlaması sebebiyle geçtiğimiz ay ortasından itibaren pandemi kısıtlamalarını büyük oranda kaldırdı. Ülke çapında maske zorunluluğu büyük oranda kaldırıldı, karantina zorunluluğu gevşetildi. Hatta bir ara virüsün bulaşması durumunda karantinanın artık mecburi tutulmayacağı bile açıklandı, fakat tepkiler üstüne bundan derhal vazgeçildi.

Öte taraftan önümüzdeki sonbahardan itibaren yeni bir yaşanabileceğine, tekrar sosyal ve ekonomik yaşama büyük sınırlamalar getirecek yeni bir kapanma sürecinin lüzumlu olabileceğine dair endişeler sürüyor.

Virüsün etkisiz hale gelmesi için verilen mücadeledeki en mühim hedef de halen “toplumsal bağışıklık” (sürü bağışıklığı). Bunun için en faal vasıta da aşı. Uzmanlar, toplumunu yüzde 80-90 oranında tam anlamıyla aşılanmasıyla bu hedefe ulaşmanın olası olduğuna işaret ediyorlar. Başta Sağlık Bakanı Prof. Dr.Karl Lauterbach – ki kendisi bunun yanı sıra Almanya’nın önde gelen epidemiyogları arasında yer ediniyor – olmak üzere, hem hükümet hem de salgınla mücadeleyi yürüten ilmi kurumlar da bunda birleşiyorlar.

Önceleri bu hedefe gönüllülük temelinde yürütülen aşılama kampanyasıyla ulaşılabileceği öngörülüyordu. Ancak bütün çabalara karşın gelecek aylarda bu hedefe ulaşılmasının olası olmadığı ortaya çıktı. Başlangıçtaki birtakım aksaklıkların ardından, aşı üretiminin de artmasıyla büyük bir hız kazanan aşılama süreci aylardır tıkanmış durumda. Bu, toplumun mühim bir bölümünün aşıya karşı olduğundan kaynaklanıyor. Üstelik bu kesimin zamanla daha da kemikleştiği, kitselleştiği, dahası radikalleştiği gözleniyor.

Yine de bu sene başına kadarki süreçte aşının mecburi tutulmasını savunanlar azınlıkta kalıyordu. Başta Başbakan Scholz olmak suretiyle birlik partileri SPD, Yeşiller ve FDP’nin önde gelen adları de geçen eylüldeki seçimden ilkin defalarca mecburi aşıya karşı olduklarını açıklamışlardı.

Ancak hem gönüllü aşı sürecinin tıkanması, hem de virüsün omikron varyantının – daha azca öldürücü olsa da – büyük bir hızla yayılması sebebiyle mecburi aşıya yardımcı artmaya başladı.

NEOFAŞİSTLERİN ZAFERİ

Hükümet partileri arasında aylarca devam eden tartışmalar sonunda aşıyı 60 yaş ve üstündekiler için mecburi kılacak bir yasa tasarısında uzlaşıldı. Ancak FDP yönetiminin kabul etmiş olduğu bu tasarıya, parti milletvekillerinin mühim bir bölümünün itirazı devam ediyordu. Hükümet, ayrıca geçtiğimiz yıldan bu yana mecburi aşıyı korumak için çaba sarfeden merkez sağ partileriyle de uzlaşılmaya çalıştı. Ancak Angela Merkel’in siyaseti bırakmasının sonrasında bu kesimin liderliğini üstüne alan Friedrich Merz buna yanaşmadı. Bunun yerine özünde gene mecburi aşıyı içeren değişik bir yasa tasarısıyla hükümeti bloke etmeyi hedefledi ve bunda faal oldu. Bu partilerin saflarındaki birtakım politikacıların Merz’in direktiflerini değil, kendi vicdanlarının sesini dinleyeceğine dair beklentiler boş çıktı.

Merz liderliğindeki Hıristiyan demokratlar, hükümeti bloke ederek taktik bir başarı kazandılar. Tabii ayrıca ülke gündemine ‘zorunlu aşı’yı ilk getiren fakat sonunda bunu engel olan parti olarak, tutucu kesimlerin de eleştirilerine de hedef oluyorlar.

Öte taraftan dün meydana gelen fiyasko, muhalefetteki aşırı sağcı parti AfD için büyük bir “zafer” oldu. Salgınla alakalı komplo teorilerini savunanların, pandemi önlemlerine karşı çıkanların, aşı karşıtlarının derhal her türlüsünü çatısı altında toplayan bu parti, mecburi aşıya itirazını tabii ki “demokratik özgürlükler”e haiz çıkmakla gerekçelendirdi.

Sol Parti ise bu hususta da ciddi bir alternatif geliştiremeyerek, Ukrayna krizinde olduğu gibi, ülkedeki sol muhalefete yeni bir başarısızlık örneği yaşattı. Parti, meclisteki oylamada milletvekillerini özgür bırakarak “demokratik” bir tasarruf aldı. Ancak bu durumun safları arasındaki aşı karşıtlarıyla, taraftarları arasındaki uzlaşmaz ayrılıktan kaynaklandığı biliniyor.

Günün Önemli Manşetleri

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Bir yanıt yazın